TOPLUMSAL GÜVEN İLE BOZUK SİCİL ARASINA SIKIŞAN BİR KİMLİK: HALUK LEVENT
VEYSEL BOĞATEPE
Gerçek adı Haluk Acil olan Haluk Levent, halk kahramanı imajı ve toplumsal güven üzerine inşa ettiği sanatçı kimliği ile şahsi hayatında ki kronikleşmiş borç, usulsüzlük ve dolandırıcılık iddiaları arasında tam bir tezatlık oluşturmuştur. Levent, 1990’lardan beridir Anadolu Rock müziğinin önemli temsilcilerinden olmayı başarmış olsa da yıllar içinde oluşturduğu kamusal alanda ki iyiliksever ve güvenilir kimliğini finansal kalkan olarak kullandığı gerçeği Ahbap Derneği soruşturmasıyla bir kez daha açığa çıkmıştır. Toplandığı milyonlarca bağışların ve kurduğu devasa finansal ağların kişisel zaaflarıyla ilişkilendirmesi onun bozuk sicilinin doğal yansımasıdır. Dolayısıyla geçmişten gelen ve kimliğini şekillendiren bozuk sicili, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından başlatılan “örgüt üyeliği, nitelikli dolandırıcılık, kara para aklama” soruşturmasına neden oldu ve tutuklandı. Haluk Levent’in güvensiz kişiliğe sahip olduğunu, arkanızı döndüğünüzde kafanızda soru işaretinin belireceğini söyleyebilirim ancak dikkat edilirse gerek kamuoyunda gerek basında mesele tamamen tek taraflı bir bakış açısıyla ve bilinçli olarak adeta“vurun abalıya” kampanyasına dönüştürülmüştür.
Haluk Levent’in ilk albümü“Yollarda /Bu Ateş Sönmez”i çıkarttığı Prestij Müzik ile tanışmamız 1993’te, Haluk Levent ile karşılaşmamız ise 1997’de yine müzik şirketinde olmuştu. Kendisi bu tarihte çıkacak olan “Mektup” adlı albümünün çalışmalarını yapıyordu. Prestij Müzik ve dolaylı olarak da Haluk Levent ile tanışmamız, yedi arkadaş birleşerek 1992’de kurduğumuz “Türkiye Şair ve Yazarlar Derneği” sayesinde oldu. Henüz ilk yılında kamuoyunda adını duyurmaya başlayan derneğe amatör şairlerin yanı sıra dönemin müzik çarşısı Unkapanı’nda ki bestekârlar ile söz yazarları da ilgi göstermeye başlamıştı. Yoğun talep üzerine 1997’de derneğin adında tadilat yaparak “Türkiye Şair, Yazar ve Bestekârlar Derneği” olarak değiştirmiştik. Bu tarihten sonra da İlyas Salman, A. Selçuk İlkan, Ayşe Mine, Erol Büyükburç, Sadık Atay, Aşkın Tuna, Ali Tekintüre, Cemal Safi gibi adını hatırlayamadığım pek çok isim derneğe onur üyesi olarak kayıt olmuş, etkinlik ve organizasyonlarımızda bize destek vermişlerdi.
Ortaköy’den Unkapanı’na uzanan hikâyesinin özeti
Prestij Müzik o yıllarda Unkapanı’nda küçük bir ofisti. İşim gereği kimi zamanlar firma ziyaretleri ve görüşmeler yapmak üzere Unkapanı’na gidiyordum ve özellikle de Prestij Müziğe uğruyordum çünkü firma ortaklarından Burhan Aydemir ile aramızda hatırı sayılır bir hukuk oluşmuştu. Haluk Levent’in, Yıldıray Gürgen’in keşfi ile Ortaköy’den başlayan ve Hilmi Topaloğu’nun devreye girerek Unkapanı’na kadar uzanan hikâyesini şirket sekreteri Bulgar göçmeni Rembiye’den o zamanlarda dinlemiştim. Kendisiyle müzik şirketinde karşılaştığımda ise tarih 1997’ydi ve yukarıda sözünü ettiğim albümün çalışmaları yapılıyordu. Rembiye bizi tanıştırırken “Sana sözünü ettiğim Veysel Boğatepe.. Çok güzel şiirleri var” demişti. Bu tanışmadan yaklaşık bir yıl sonra da yani 1998’de benim de ilk şiir kitabım “Hüzün İstasyonu” yayınlanacaktı. Şiir, şarkı, güfte üzerine kısa bir sohbetten sonra bana “Beğendiğim şiirlerin var, görüşelim” demiş, numarasını vermişti. Telefonu çalınca sohbet de kesintiye uğradı ve bende gitmek üzere kapıya yöneldim. Arayan kişiye;“İyiyim anne merak etme, şirkette kahvaltı yaptık. Bir tek kuş sütü eksikti” dediğini duydum. Sanki herkese duyurmak istercesine yüksek sesle konuştuğu için konuşmaları net duyuluyordu. Beni uğurlamak üzere kapıya kadar eşlik eden Rembiye’ye“Kuş sütünün eksik olmadığı kahvaltı yapıyorsun ama beni çağırmıyorsun” diyerek ironi yapmak istemiştim ama alaycı bir tebessümle “Ne kuş sütü be, yalan söylüyor. Ekmek, peynir, zeytin…” dedikten sonra da “Her sabah erken saatte burada… Her seferinde de eski ayakkabı, eski kıyafet giyip geliyor. Sonra da Burhan ağabey ayakkabım yok, elbisem eski diyerek ihtiyaçlarını bedavaya getiriyor” demişti. Annesine neden yalan söylediğini o an anlamamış olsam da kendisiyle güvene dayalı bir ilişki kurulamayacağını, araya belli bir mesafe koyulması gerektiğini anlamıştım.
Albüm çıkmadan aynı yıl içinde karşılıksız çek yüzünden cezaevine girdi ve bu süreçte kendisine moral vermek adına mektuplar yazdım. Adana Karataş ile İstanbul Metris cezaevinde toplam 9 ay 10 gün hapis yattıktan sonra tahliye edildi. Kendisini arayıp geçmiş dileklerimi ilettim ve cezaevi öncesinde ki konuşmalarımızı hatırlattım. Şiirlerimi beğendiğini, albümüne almak istediğini söyleyen ve “mutlaka görüşelim” diyen Haluk Levent bu defa bu sanki görüşme talebinde bulunan benmişim gibi bir tavırla bu tür işler için menajeri ile görüşmem gerektiğini söyleyerek kardeşinin numarasını verdi. Muhatabımın kardeşi olmadığını ve aramızda böyle bir konunun da hiç konuşulmadığını varsaydığımı belirterek hem konuyu hem de telefonu kapattım ve kendisiyle bir daha da görüşmedim. Bu hadiseden yaklaşık beş yıl sonra Prestij Müzik iflasın eşiğine gelmişti ve ortaklarından Burhan Aydemir 2002’de “Mod Müzik” adında yeni bir firma kurarak yoluna devam etme kararı almıştı. Burhan Aydemir ile hukukumuz yeni şirketinde de devam etti fakat beni şaşırtan şey, Haluk Levent’e albüm yapacağını söylemesiydi. Bunun yanı sıra bir de Devrim adında yeni bir isme albüm yapacağını ve referansının da Haluk Levent olduğunu söylemişti. Şirkete her uğradığımda, sanki şirket çalışanıymış gibi Devrim’i orada görüyordum ve bu da dikkatimi çekmişti. Albümü çıktığında en azından bir tanıtım yazısı yazarak destek çıkacağımı söylediğimde işin aslını da öğrenmiş oldum. Yerel programlarda sahneye çıktığını, Haluk Levent ile Ankara’da bir konser esnasında tanıştığını ve onun teklifi üzerine İstanbul’a geldiğini ancak uzun zamandır beklemesine ve masraf yapmasına rağmen albümünde herhangi bir ilerleme olmadığını, kendisini oyaladıklarını ve bu nedenle de vazgeçeceğini bir çırpıda anlatmıştı. Nihayetinde öyle de oldu, onca masrafı ve emeği çöpe atmakla kalmadı müziği de bıraktı. Hem firma hem de Haluk Levent ile ilişkisini kesti, sakin ve sıradan bir yaşamı tercih etti. O günden beridir dostluğumuz devam eden Devrim, benim 2025’te açtığım “Kavram ve Karmaşa” adlı kavramsal fotoğraf sergisinde de modellik yapmıştı. Mod Müzik etiketiyle iki albüm çıkartan ve borç batağında olan Haluk Levent’in de firma ile ilişkisi uzun sürmedi. Burhan Aydemir, şarkıların ve albümün kullanım haklarını Mod Müzik dışında başka firmalara da devrettiği gerekçesiyle dava açtı ve bu ilişki de 2010’da bitmiş oldu. Bizzat şahit olduğum bu olayların dışında Burhan Aydemir ayrıca konsere gönderdikleri Haluk Levent’in konser çeklerini kırdırarak harcadığını da anlatmıştı.
Emniyette ki konuşması neden engellendi?
Haluk Levent’in savunmasında Ahbap Derneği’ne ait çek ve senetleri şahsi borçları için teminat gösterdiğini kabul etmesi ve savunmasını da “Bunun adına usulsüzlük diyebilirsiniz ama yolsuzluk diyemezsiniz” şeklinde yapması aynı zamanda kendisine usulsüzlüğün dışında ayrıca yolsuzluk suçlamasının da yöneltildiğini göstermektedir. Dernek çek ve senetlerini şahsi borçlarına teminat olarak göstermesi usulsüzlüktür ve hukuken kabahat veya idari disiplin ihlali sayılacağından hapis cezası ile değil de idari para cezası ile cezalandırılır. Şayet usulsüzlüğün arkasında kötü niyet, çıkar sağalama, sahtecilik tespit edildiğinde ise usulsüzlükten çıkar ve TCK kapsamında ağır suçlara dönüşeceğinden ve tutuklanmayı gerektirebilir. Ancak meseleye sadece bu açıdan bakmak objektif bir bakış açısı olmayacağı gibi bütünsel olarak meseleyi anlamayı da zorlaştıracak, arka plandaki gerçekleri görmemize de perde oluşturacaktır.
Dolayısıyla emniyette ki ifadelerini “Konuşmak istiyorum, izin vermediler. Çünkü söyleyeceklerimin resmi kayıtlara geçmesini istemiyorlar” notu ile X hesabından paylaşması, bu paylaşımın ardından mahkeme kararıyla hesabının kapatılması, olayın Ahbap Derneği ve Haluk Levent ile sınırlı olmadığına, gerçeklerin perdelenmeye, bazılarının da korunmaya çalışıldığına işaret eden en somut göstergelerdir. Kamuoyuna yansıdığı kadarıyla Haluk Levent, başta eski içişleri bakanı Süleyman Soylu olmak üzere bazı bürokratların ve kurumların adını vererek tutanaklara geçirilmesini istemiş, izin verilmeyince de susma hakkını kullanmış. İşte bu ayrıntı, olayın arka planında ki gerçeklerin kamuoyunun dikkatinden kaçırılmak istendiğini ve bahse konu kişilere hukuk kalkanı oluşturduğu şüphesini güçlendirmektedir.
Haluk Levent’in kişisel sicili bozuk ancak Ahbap Derneği’ni tümüyle kişisel çıkarları için kullanıldığı yönünde toplumsal algı oluşturulması maksatlı olduğu kadar bu olayın perde arkasında ki siyasi figürleri korumaya yönelik olduğu açıktır. Halen toplumsal hafızamızda tazeliğini koruyan Hatay depremi esnasında devlet ve ordunun müdahalede geç kaldığını, yardım yapmakla yükümlü Kızılay’ın Ahbap Derneği’ne 46 milyon TL karşılığında çadır sattığını ve takipsizlik kararı verilerek aklandığı biliyoruz. Ayrıca yardıma koşan sivil halkı, dernek ve vakıf gibi kurumları deprem bölgesine sokmayarak yardımları geciktirdiğini, sosyal medya platformlarına kısıtlama getirerek iletişim ve koordinasyonu zayıflattığını da biliyoruz. Bunların yanı sıra Ahbap Derneği’nin konut inşaatı için anlaştığı firmanın, konutlar bitmek üzereyken paralarla birlikte kayıplara karıştığına ve bu işin arkasında da gizli bir elin müteahhitleri tehdit ettiğine dair kamuoyuna yansıyan haberler oldu. Bu duyumların arasında inşaatların bitirilmesi için derneğin başka firmalar, müteahhitler aradığı ancak hiçbirinin kabul etmediği bilgisi de var. En çarpıcı olanı da firmalara, müteahhitlere “Ahbap’a iş yapmayacaksınız, inşaatları bitirmeyeceksiniz” şeklinde talimatın, bakanlık ve valilikler tarafından gönderildiği iddiaları var. Kamuoyuna yansıyan diğer haberler ise derneğin yaptırdığı okullara lisans verilmediği, valilik kararıyla bazı projelerin durdurulduğu ve nihayetinde Ahbap Derneği’ne “Derneği kapat, parayı da Kızılay’a gönder” şeklinde defalarca uyarı yapıldığı iddiası var. Tüm bunlar olayla ilişkilendirildiğinde verdiği isimlerin tutanaklara neden geçirilmediğini anlamamıza yardımcı oluyor. Bunlar şimdilik netleşmemiş bilgiler olsa da Haluk Levent’in açıklamak istedikleriyle doğrudan ilişkilidir.
Haluk Levent, bildiklerini kamuoyuna açıklamak yerine bakanlıklarla veya hatta bizzat Erdoğan ile görüşerek durumu düzelteceğini zannetmiş olabilir fakat görüşme talebine yanıt bile verilmediğini söyleyebilirim. Onu bugün parmaklıklar ardına gönderen nedenlerin başında da bunca zamandır susması ve iktidarın suyunda kulaç atarak durumu düzelteceği yanılgısıdır. Tüm bunlar onun bozuk sicilini aklamaz ancak yazının başında da değindiğim üzere bu olayın tamamen Haluk Levent ile Ahbap Derneğine yıkılması taraflı olduğu kadar haksızlıktır. Statüsü ne olursa olsun olayın perde arkasında adı geçen kişilerin de soruşturmaya tabi tutulması gerekmektedir. Diğer yandan Haluk Levent’in de bildiklerini kamuoyuna açıklayarak toplumsal sorumluluğunu yerine getirmesi için hukukun bağımsız ve tarafsızlığı korunmalıdır. Aksi halde güçlüye kalkan, güçsüzün ağzına susturucu ya da tepesine inen sopa olarak kullanıldığında toplumsal huzurun yerini şiddet in alması kaçınılmaz olacaktır.