Öne Çıkanlar 12. Uluslararası Boat Show Fuarı yeni bir sinema filminde yönetmenlik yapacağını açıkladı. Dizi Kalust Şalcıoğlu yoğun bakıma alındı Ata Demirer

Arda Turan İspanya'da Ozan Önen'e konuştu: Hiçkimseye Biat Etmek Yok!

 Arda Turan’la Madrid La Finca’daki evinde, Madrid sokaklarında ve stadyumlarda tam 1 hafta geçirdim ve Madrid’te Ege kıyılarını hiç aratmayan pırıl pırıl bir güneşin altında, L-Manyak Dergisi’nde okuyacağınız bu röportajı gerçekleştirdim. Arda’nın sakalından ziyade, kalbindekilere, aklındakilere ve Madrid’teki yaşamına odaklanmaya çalıştım ve hayatımın şu ana kadarki en keyifli röportajı gerçekleşti. Umarım “bizim çocuk”, ilk defa burada okuyacağınız tarihi açıklamalarıyla fethedecek kalbinizi...

L-Manyak Özel Röportaj: Ozan Önen | amatorolarakseninleilgileniyorum.com
twitter.com/ozanonen -  instagram.com/ozanonen



Ozan Önen:
Arda, önce ‘mahalle’den başlamak isterim: “Aşağı mahalle” nedir?

Arda Turan: Evin alt kısmında, böyle bir yoku
ştan inen, bir tarafı açık, bir tarafı kapalı, tam bir çıkmaz sokak gibi de olmayan bir sokaktır aşağı mahalle.  Küçükken her zaman orada maç yapardık.  Belli bir yaşa gelene kadar da hep orada oynadık. Aşağı mahalle iyidir yani: Merdivenlerinde çok oturduğumuz, komşuları çok rahatsız ettiğimiz... Bir de duvarı vardır arkasına doğru: Top ne kadar oraya buraya kaçsa da kaleyi oraya yapmaktan hiç vazgeçmediğimiz bir duvar... Çok severiz aşağı mahalleyi. Orada büyüdük. Her türlü oyunumuzu kendimizce icat ettiğimiz, ‘tek kale maç’tan ‘Almankale’ye kadar, ‘dokuz aylık’tan ‘dokuz taş’a kadar her türlü oyunumuzu oynadığımız yerdir orası. Biz oradan geliyoruz.

Ozan Önen: Futbol, sokak çocuklarının oyunu mudur?

Arda Turan: Futbol artık global; herkese hitap ediyor ama futbolun bir de oyun kısmı vardır; oyun kısmı sokak kısmıdır ve ben o kısımdan geliyorum. Ba
şka kısımdan gelen insanlara da saygı duyuyorum, sonuçta bu bir oyun ve oyunu oynayanların nasıl seçildiği bence çok önemli değil. Ama ben, sokak kısmını daha iyi bilen, sokak kültüründen gelen, sokağın futbolunu oynamayı daha çok seven bir adamım.

Ozan Önen: O zaman senin futbol tarzın için de dar sokakların futbolu diyebilir miyiz?

Arda Turan: Tabi tabi... Bakıldı
ğı zaman futbol stilim tamamıyla bunu gösterir; bunun dışında da bir şey göremezsiniz benim futbol stilimde. Daha çok top hakimiyeti, dar alanda kısa paslaşmalar, dar alandan dışarı taşan bir takım hareketler tamamıyla bunu anlatır yani: Sokak futbolunu.

Ozan Önen: Soka
ğın doğasına da uyan biçimde, keçeli kalemle tişörtlerin üzerine rakam ve isim yazarak formalar da yapıyormuşsun o zamanlar?

Arda Turan: Evet. Mahalle takımımızda böyle
şeyler yapardık. Para toplardık, pazardan gidip beyaz tişörtler alırdık, dediğin gibi keçeli kalemlerle çizerdik sırt numaralarını falan; mavi-beyazdı renklerimiz ve evlerin kömürlüklerini de kulüp binası yapardık.

Ozan Önen: Kömürlükleri mi?

Arda Turan: Evet. Kömürlükleri... Hem kulüp binası gibiydi, hem de soyunup giyindi
ğimiz soyunma odalarıydı kömürlükler bizim için. Mahalle maçlarından önce toplanıp, hep beraber aynı formaları orada giymek bizim için büyük şeydi. Çocukçaydı ama enteresan ve büyük heyecanlardı.
 
Ozan Önen: Peki kramponu yırtık olduğu için üzülen çocuklara ve onlara yeni kramponlar hediye eden Egemen’lere söylemek istediğin bir şey var mı?

Arda Turan: Ya Ozi... Benim amatör takımda oynadıktan sonra bile, o ya
şlarda hiç kramponum olmadı aslında. İşte, Galatasaray altyapısına gidene kadar, arkadaşlardan ödünç alınan kramponları giyerdim hep. Ayaklarım 38-39 numarayken, 36-37 numara gibi ayağıma küçük gelen kramponlar giymek zorunda kaldığımı biliyorum: Parmaklarım çok acırdı. Ama burada imkânları iyi olanları da kötüler gibi olmak istemem: Çünkü futbol ve oyunlar, her şekilde her şeyle oynanabilecek kadar güzeldir ve çarelidir. Onun için imkânı olmayanlar kendilerini hiçbir şekilde çaresizleştirmesinler. Yeni krampon, yırtık krampon... Okul takımında oynarken, kramponlarım çabuk eskirdi, hep yırtılırdı, açılırdı. Gidip yamalattırıp yağlatıp, boyatıp, aynı renge devam ediyorduk işte. Yırtık krampon da ayrı güzeldir çünkü içinde mücadele vardır, emek vardır ve içinde emek olan her şey güzeldir.

(Arda’nın basın açıklamalarından da sorumlu olan Ata Bozan’a, bu soruda Arda’ya, çocukluk arkada
şı ve halen dostu olan Egemen Türk’le olan bir anısını hatırlatmak istediğimi ama Arda’nın sorumu yanıtlarken niçin Egemen’den hiç bahsetmediğini merak ettiğimi soruyorum. Zira, Arda’nın kardeşi Okan Turan’dan öğrendiğime göre Arda, çocukluğunda kramponu delik olduğu bir gün, sokağın bir köşesinde oturuyormuş. Derken, köşebaşına Egemen gelmiş ve Arda’ya niçin moralinin bozuk olduğunu sormuş. Arda ilk önce hiç çaktırmamaya çalışsa da Egemen, Arda’nın kramponunun delik olduğunu anladığı için ve maça da böyle çıkacakken kendisini huzursuz hissettiğini anladığı için, çocuk aklıyla gidip tüm çevresinden para toplayarak, iki saat içinde Arda’ya yepyeni kramponlar getirmiş. Arda da o gün yeni kramponlarıyla sahaya çıkmış. Ata Bozan, Arda’nın Egemen’in yaptığı bu jestten özellikle bahsetmemesini şöyle açıklıyor: “Bir semt çocuğu, yaptığı iyiliği ya da kendisine yapılan iyiliği konuşmaz; kendisine yapılan iyiliği asla unutmaz ama ifşâ etmeyi de sevmez. Arda da böyle biri; benim de ona dair gördüğüm mükemmel şeyler var ama bunları konuşmayız. Zira bu tür konuşmalar, bu türden doğal insanların kimyasını bozabilir.” Hepsinden af dileyerek, bu doğallığı çok sevdiğim için bu açıklamayı yayımlıyorum, aksi halde soru ve cevabı havada kalmış olacaktı ve okur da böyle güzel bir dostluğun kimyasından mahrum kalacaktı.O.Ö.)

Ozan Önen: Mücadele demi
şken... Sınıfın en uzun boylusuna da söylemek istediklerin vardır diye düşünüyorum?

Arda Turan: (Gülüyor) Bizim sınıfın en uzun boylusu Ufuk’tu galiba. Orta 1’deydik. Çok sa
ğlam bir kafa atmıştım ona. Böyle, sıranın üstüne çıkıp uçarak! Kavga başladı ve iyi de bir kavga etmiştik: Kimsenin kimseyi dövemediği güzel bir kavgaydı. Uzun süren ve dediğim gibi, kimsenin galip gelemediği muhteşem bir kavga. Üç tane sınıfı tek sınıf olarak birleştirmişlerdi okulda ve sınıfın hâkimiyetini almak da o zamanlar zor işti.

Ozan Önen: O kavgadan sonra sınıf ba
şkanlığını almışsın diyorlar?

Arda Turan: Evet, sınıf ba
şkanlığını da aldım, okul futbol takımı kaptanı da ben oldum sonra.

Ozan Önen: Sınıfın en güzel kızı da sana mı
âşık oldu?

Arda Turan: Yok.... O bana
âşıktı ama ben de ona âşıktım. Ara sokaktan geçtiğimiz bir yerde el ele de tutuşurduk. (Gülüyor) Hâlen de ev telefonunu ezbere biliyorum. (Gülüyor)

Ozan Önen: Harbiden mi?

Arda Turan: Harbiden... (Arda, telefon numarasını söylüyor.)
Ama şimdi böyle kavga mavga dedik diye insanlar beni eleştirebilirler de.... Ama eleştirirken de bir şeyi unutmasınlar: Ben hayatım boyunca kazandığım şeyleri ya futbol oynayarak ya da kavga ederek kazandım. Kazanmayı öyle öğrendim yani. Bu ayıp mı yanlış mı bilmiyorum, ama ben böyle bir yerden geliyorum. Sonra, o kavga ettiğim Ufuk çok da iyi sınıf arkadaşım oldu zaten. Hâlen de Bayrampaşa’ya gittiğimde görürüm, selâmlaşırız; dostluğumuz-arkadaşğımız bugün de devam ediyor. Görünce birbirimizi, sarılıyoruz. Çocuktuk işte ve her şey çok güzeldi...

Ozan Önen:
Dostuna, bir gün dü
şmanın olabilecekmiş gibi ölçülü davran, kavga ettiğin düşmanını da bir gün dostun olabilecekmiş gibi sev derler.  

Arda Turan: Tabi canım! Annem bana ne kadar kızsa da ben küçükken açıkçası kavgacı bir çocuktum.
Şimdiki çocuklara da “kavga etsinler” demiyorum, bu da yanlış bir şey. Ama yani mahalle kavgası, sokak kavgası... Bunlardan kaçan da bir tip değildim ve “hep dövdüm” gibi bir iddiam da yok yani. (Gülüyor) Zaten mahallede kavga etmiş herkes çok iyi bilir ki mutlaka dayak da yemiştir, dayak da atmıştır. Bizde de böyleydi, ama biz racona uygun davranırdık hep; dayak yesek de kaçmazdık. (Gülüyor)

Ozan Önen: Okulda Kooperatif Kolu ba
şkanıyken, kantinden aldığın çikolataları anaokulu öğrencilerine dağıttığını öğrendim. Bayrampaşalılık haricinde, serde biraz Robin Hood’luk da var mı?

Arda Turan:
Oofff.. Kooperatif Kolu ba
şkanıyken, okulda herkese “indirim” serbestti. Kârdan indirim yapıyordum sürekli. (Gülüyor) Eski parayla simit 1 Milyon Lira’ysa, bendeki fiyatı 750.000 Lira’ydı... Gazozlar mazozlar... Zaten camın önünde oturuyordum, gelen giden herkese bir şeyler sıkıştırıyordum. (Gülüyor) Bazen de zenginden kesip fakire verdiğim işler de dönüyordu tabi... Yani evet, öyle şeyler de yapıyordum. (Gülüyor)

Ozan Önen: Peki Arda... Senin paranı kimse çalabilir mi?

Arda Turan: Ya
şöyle bir şey var: Ben namusumu, dinimi, devletimi, halkımı, ailemi, arkadaşlarımı, paramı korurum. Böyle bir adamım. Allah büyük, o bilir: Kazandığımız helâl parayı kimse kolay kolay çalamaz ve ne gerekiyorsa da yaparız.

Ozan Önen: Benim sana dair tespitim
şu: Sen paradan ziyade ilham vermeyi seviyorsun.

Arda Turan:
İlham vermek benim haddime değil ama yapabildiğim iyi bir iş var. Bunu yapabiliyorken de insanlara iyi örnek olmaya çalışıyorum ve bunu yaparken de beni bazen yanlış anlayabiliyorlar. Ama herkes bilsin ki ben o klavye başında oturarak hayatını geçiren, sadece yorum yaparak dünyayı yönettiğini düşünen insanların tanıtmaya çalışğı gibi bir insan değilim.

Ozan Önen:  Karde
şin Okan Turan’la geçen gün futbol oynarken yanıma geldi; her konudan konuştuk ama bir ara şöyle dedi: “Arda’nın takımı Şampiyonlar Ligi Finali’ne çıkınca, Bayrampaşa’daki çocuklar için “Bir gün ben de orada olabilirim” düşüncesi oluştu. Abim işte böyle biri, şimdilerde doğan erkek çocuklara en çok Arda adı veriliyor Türkiye’de. Bir gün ben de sanatçı olmak istiyorum. Çünkü Arda Turan’ın kardeşi Okan Turan olarak, Bayrampaşalı çocuklara “Bir gün ben de sanatçı olabilirim” dedirtmek istiyorum. Onlara ben de ilham vermek istiyorum.” Dedim sana; sen kardeşine de, bambaşka çocuklara da ilham veren bir adamsın ama kardeş de kardeşmiş?

Arda Turan:
İnşallah. Kardeşimin de hayalleri var ve çalışıp olabilir, olmuş olanlar arasında da, başarmış olanlar arasında da bizim gibi yerlerden gelmiş insanlar var. Ben de buralara gelmeden önce, bunların hepsini yaşamak benim için de çok büyük hayallerdi. Zaten hayatım boyunca da hep hayal kurdum ve hayallerimin peşinden gittim. Ama ben hayallerimi kurarken de hiçbir zaman parayla, şöhretle ilgili hayaller kurmadım: Hep başarmakla, oyunu oynamakla ilgiliydi hayallerim. Hattâ kazanmakla bile ilgili değildi: Mutlu olmakla alâkalıydı ve böyle oldu sonuç, Allah da bana yardım etti. Her zaman samimi şekilde çalışıyordum, halen çok çalışıyorum ve bunun karşılığını alıyor olduğumu düşünüyorum.
 
Ozan Önen: Bilardo oynarken, bana
şöyle bir şey söylemiştin: “Ozi, şu bilardo masasının bulunduğu alandan biraz daha büyük bir evde büyüdüm”. Mesela o zamanlar, “kendine ait bir oda” sorunsalın var mıydı?

Arda Turan: Yok yok,
şimdi de öyle bir sorunum yok farkındaysan. (Gülüyor) Ya bizim hayatımızda küçüklükten, hani fakirlik demeyeyim de, o dönemden bu döneme sadece metrekareler büyüdü, yemekler çoğaldı: Eskiden de taze fasulye vardı, şimdi de taze fasulye var hayatımızda ama şimdi taze fasulyenin yanında kola da içebiliyoruz, eskiden çok içemiyorduk. Bunlar çoğalmış oldu. Hayatımızı değiştirmedik ki biz: Çocukluk arkadaşlarımla yaşıyordum, biliyorsun; yine çocukluk arkadaşlarımla yaşıyorum. Eskiden 70 metrekarelik evimizde, Play Station kiralayıp oynuyorduk, şimdi kendi Play Station’ımız var, evimiz daha büyük ama yine aynı arkadaşlarımızlayız. Olay bu.

Ozan Önen: Ve yine
İstanbul’dan lahmacun, kokoreç, mantı...

Arda Turan: Aynen... Lahmacun, kokoreç, mantı, kasap köfte, kasap sucu
ğu, kuru fasulye... Geldin gördün işte, hepsi İstanbul’dan geliyor Madrid’e. Mangal da yapıyoruz hep beraber. Haaa... Biz suşi de yiyoruz çok şükür, Çin yemeğinden bilmem nesine... Gittiğimiz yerleri de biliyorsun.İnsanlara ayak da uyduruyoruz. Masalarına oturup onlara eşlik de ediyoruz ama özümüzü de kaybetmiyoruz.

Ozan Önen: Burada, Madrid La Finca’daki bu evinin kom
şuları da epey fantastik ama?

Arda Turan: (Gülüyor) Öyle mi?

Ozan Önen: Abi önce iki yan kom
şundan başlayayım, dumur oldum fark edince. Sağ komşun Real Madrid’in 10 numaralı futbolcusu James Rodríguez, sol komşunsa hocan, Atlético de Madrid’inteknik direktörü, Arjantinli efsane Diego Simeone... Hemen öte yanda da öbür dünya yıldızları: Cristiano Ronaldo, Gareth Bale, Antoine Griezmann, Fábio Coentrão, Toni Kroos, Fernando Torres, Karim Benzema...

Arda Turan: Abi burada çok zor oradaki o kom
şuluk.

Ozan Önen: Nedir yani? “Bir çaya, tavla oynamaya falan gelsene Ronaldo” yok mu mesel
â?

Arda Turan: Ya, biliyorsun, bahçede top oynarken top kaçtı
ğında, topu atıyoruz yine birbirimize burada da... (Gülüyor)

Ozan Önen: Sen geçen gün uyuyorken, biz sizin çocuklarla top oynuyorduk: Senin bahçeden yan bahçeye birkaç kere top kaçtı. Tabi gelenektendir, topu dı
şarı atan gidip alıyor ya... Gidip alabilirsin dedi sizin çocuklar da bana... Ama önce bir çekindim, Madrid’te tanımadığım bir evin bahçesine nasıl gireyim, di mi? Sizinkiler “Komşunun haberi var” dediler. Madem komşunun izni varmış, eh, hadi gidip alayım dedim topu, daldım yan bahçeye. Bu birkaç kere daha oldu, sonraki gün top yan bahçeye bir daha bir daha kaçınca, bir de baktım ki küçük bir çocuğun elinden tutmuş bir adam, bir yandan telefonla konuşuyor, bir yandan da yürüyor çimlerde... Hooop! Bahçesine kaçan topa vurdu yolladı hemen bana... Güzel de vurdu... Adama teşekkür edeyim derken baktım ki karşımdaki adam basbayağı James Rodríguez! Orada anladım ki James Rodríguez’in bahçesine dalıyormuşum ben her gün meğer... Hoşuma da gitti yâni!

Arda Turan: (Gülüyor)

Ozan Önen: Mesela geçen ak
şam da biliyorsun, karanlık çökerken, bahçenin girişinde cep telefonuyla bir şeyler arayan bir adam gördük. Hemen patlattık “Buenas noches”i kendisine. Durum nedir falan? Köpeği kaçmış, senin çiçeklerin dibinde arıyor telefonun ışığıyla. Adam Fernando Torres! Yani tam “Yok artık LeBron James!”lik durumlar.... Sonra biliyorsun, sana seslendik, bizim çocuklar da atladılar bisikletlere, Göktan abi, Halil, Sefa... Yardım da ettiler kendisine. Böyle de komşuluk ediliyor bence. Madrid’te, akşam karanlığında, Fernando Torres’le kayıp bulldog aramak yani.

Arda Turan: Torres’le konu
ştuk. Sabah olunca köpeği eve dönmüş. (Gülüyor)

Ozan Önen: Buradaki her
şeyden bir hikâye çıkar dedim kendi kendime işte... Ama merak ettiğim, bu karşılaşmaların dışındaki komşuluk?

Arda Turan: Ya
şimdi Türk kültürü farklı bir şey Ozi. Orada herkesin gözünün önünde büyüyorsun sonuçta. Herkes herkesin kundaktaki halini biliyor. Komşuluk da, misafirlik de çok farklı. Ya da ne bileyim, herkes birbirinin evinin kapısında... Burada bunu bekleyemezsin ki. Çünkü evler de genişledi, herkesin kendine ait bir hayatı da var ve profesyonel sporcu olmak da çok zor bir şey; üstüne çalışmak, çok yorulmak, kafanın da yorulması, kalabalıklar falan... Kendi özel alanında rahatlaman lâzım herkesten uzakta, biraz da her şeyden izole biçimde. Zaten burası da bunun için düşünülmüş bir yerleşim yeri ve genelde hep futbolcular var gördüğün gibi. Bir de buradakilerin çoğuyla zaten hep karşılaşıyoruz ki zaten profesyonel olarak da iş arkadaşıyız. O yüzden, elbette ki buradaki komşuluklar da Bayrampaşa’daki o komşuluklardan farklı, ama gördün işte, bahçesine top kaçan atıyor ötekine. (Gülüyor)

Ozan Önen: Abi ne yalan söyleyeyim, kom
şunun bahçesine top kaçmasından ilk defa keyif aldım diyebilirim. Simeone’nin bahçesine top kaçınca gidip alamıyoruz ama! O siyah köpeği pek bir saldırgan sanki, bir ondan şikâyetçiyim. Gerçi senin hoca da bahçesine kaçan topları geri atıyor iki günde bir ama... Her neyse... Şimdi bir de şeyi merak ediyorum. Tamam, komşuların da takım arkadaşların da hep bu işin starları. Ama bir de sen sezonda, kupa maçları, lig maçları ve Şampiyonlar Ligi maçları falan da dahil olmak üzere, herhalde yılda yedi-sekiz kez Ronaldo’yla ve Messi’yle falan karşılıklı top oynuyorsun... Oynadığın starlar da dahil olmak üzere, biraz düşün... Dünden ve bugünden tüm oyuncularla, sana desem ki bana kafandaki esfane 11’i kur... Kimleri sayarsın?

Arda Turan: Ooooo... Zor... Ama sayayım... Unuttuklarım olabilir ama aklıma ilk gelenleri söylüyorum. Kalede kesinlikle Gianluigi Buffon olur.... Sa
ğ bek Sergio Ramos. Sol bek Roberto Carlos. Defansın göbeğindeki ikili, Franz Beckenbauer ve Franco Baresi. Ortasahanın sağı Johann Cruyff, solu Zinedine Zidane, ortasahanın ortası, 10 numara, Diego Armando Maradona. İleri üçlünün solunda Cristiano Ronaldo, sağında Lionel Messi, ortalarındaysa Brezilyalı Ronaldo Luiz Nazario de Lima...

Ozan Önen: Efsane takımının teknik direktörü kim peki? Ya yedekler? Yedi tane de yedek olsun hadi. Güzel kadro çıkardın.

Arda Turan: Teknik direktör... José Mourinho. Yedekler? Bunu dü
şünmem lâzım Ozi ya... Ama eksik de olsa sayayım: Dino Zoff, Paolo Maldini, Michel Platini, Luís Figo, bir de Pelé tabii. Kaç oldu? Bir iki tane daha lazım galiba....

Ozan Önen: Evet... Tamamdır, te
şekkür ederim. Güzel de oldu... Aklına gelirse eklersin. Soyunma odasından, senin odana geri dönüyorum o zaman. Buradaki evinde, yani Madrid La Finca’da, odana uzun süreler kapanman gibi bir durum da var di mi? “Arda odaya geçti” denildiğinde, bu bir şey demek oluyor evin içinde. Bunu biraz daha açabilir miyiz? Meselâ ne zaman uzun uzun odana kapanıyorsun en çok?

Arda Turan: Çok mutlu oldu
ğum zamanlarda diyebilirim ve bazen de çok üzgün olduğum zamanlarda. Uzun saatler olabiliyor. Meselâ akşam saat 5’te girip odaya, ertesi gün öğlen 1’de çıktığım zamanlar olabiliyor yani. O zamanlar da kitap okuyorum, film izliyorum, ibadetimi yerine getiriyorum.

Ozan Önen: Yata
ğa girer girmez yaptığın ilk şey ne peki?

Arda Turan: Dua ediyorum.

Ozan Önen:
İlk?

Arda Turan: Evet.
İlk... Dua ediyorum.

Ozan Önen: Snapchat? Instagram? Whatsapp? Facetime? Twitter?

Arda Turan: Kullanıyorum, hepsi var biliyorsun. Sosyal medya alanlarımı yönetirken çok profesyonel davranmıyorum bu arada, konu
şmuştuk; çünkü duygularıyla yaşayan bir adam olduğum için sürekli hata yapıyorum. Ama hata yapmaktan da rahatsız olmuyorum, çünkü ben buyum. Niyetimde kötü bir şey yok. Her insanın yaptığı hataları yapmak da beni rahatsız etmek yerine, aksine, mutlu ediyor.

Ozan Önen: Peki sana biri diyelim ki sosyal medya üzerinden küfür ediyor. Açıp bakıyor musun profiline, kim bu diye... Ya da örne
ğin bloke ediyor musun onu oradan?

Arda Turan: Bu konuda
şöyle bir şey var... Benim sosyal medyada engellediğim insanlar, genellikle bana değil de, benimle aynı fotoğraf karesinde bulunan bazı arkadaşlarıma küfretmiş insanlar olmuştur çoğu kez. Buna izin vermem mümkün mü? Onu engelliyorum. Bana küfredenleriyse engellemiyorum, bana fikrini, samimi eleştirilerini iletenleri de engellemiyorum. Çok samimi bulduklarımı yanıtlıyorum. Ama tabi her şeyi de takip edebilmem, okuyabilmem mümkün değil, fırsatım olmuyor bakmaya bazen. Ama genelde bakmaya çalışıyorum. Okuyabildiklerime de cevap vermeye çalışıyorum.

Ozan Önen: Maç içinde peki? Diyelim ki bir ba
şka takımın oyuncusu gelip sana açıkça küfrediyor ve sen de bunu anlıyorsun o an... N’apıyorsun abi? Türkçe, İngilizce ya daİspanyolca, sallıyor musun sen de ona bir şeyler?

Arda Turan: Bazen sen de cevap veriyorsun ona, o tarzda. (Gülüyor) Ama bazen de umursamayıp gidiyorsun. Durumuna ba
ğlı. Bunu niçin yaptığını hissedip hissetmemenle de alâkalı. Anlık, saniyelik tepkiler olabiliyor ama sonuç olarak işin ucunda profesyonellik var. Dikkat etmeye çalışıyorsun haliyle. Ama bazen benim tavırlarımda fevrilik olabiliyor, bu da doğru bulduğum ya da çok da hoş karşılanan bir şey değil, ama oluyor.

Ozan Önen:
Madrid La Finca’daki bu evin, sankikampüs gibi. Ku
ş sesleri, kurbağa sesleri, büyük küçük göletler, çimenli tepeler, her yerde tavşanlar, ağaçlar, çiçekler falan... Sonra, elbette senin köpeklerin, Bayram ve Paşa... Komşularının cins cins köpekleri... Spor salonları, basketbol sahaları, yürüyüş ve koşu parkurları... Bir kolej havası da var. Her evin kendi futbol sahası, havuzu... Masa tenisinden bilardosuna, futbol sahasından havuzuna,  bisikletinden Play Station’ına, okey masasından tavlasına, kağıt oyunlarından ayak tenisine kadar...  Her türden aktivite ve çok değişik insanlar senin evinde bir arada... Tam sayamadım ama, galiba on tane falan da oda var evde, her birinde de ayrı banyolar tuvaletler. Arkadaşlarını ağırlıyorsun. Sanki bir yatılı okul yaratmışsın da bir tür yeni hayat inşa etmişsin ve bu okulda da adaleti sağlayan kişi gibisin. Öyle mi?

Arda Turan: Ya Ozi... Bizim evimizin sırrı aslında
şu: Bizim evimizde CHP’li oluyor, AKP’li oluyor, MHP’li oluyor, HDP’li oluyor, asosyal oluyor, apolitik oluyor, Kürt oluyor, Laz oluyor, içki içen oluyor, beş vakit namaz kılan oluyor, ateist oluyor, İspanyol oluyor... Bizim evde herkes var: Sanatçısı geliyor, işadamı geliyor,  sporcusu geliyor, menajeri geliyor, televizyoncusu geliyor ama sonuçta, burada, herkes aynı sofraya oturuyor, birlikte oyun oynuyor, birlikte gülüp ağlıyor. Çünkü bizim evimizde şu düşünce var: Biz, hayatta, bizden olmayanlarla da, bizim gibi düşünmeyenlerle de mutlu olabiliriz. Benimle aynı fikirleri paylaşmayan, benim gibi düşünmeyen ev arkadaşlarım da oluyor. Fenerbahçeli olanla da Beşiktaş olanla da biz mutluyuz, beraber olabiliyoruz. Çünkü biz fikirlere saygı duyuyoruz ve niyete çok önem veriyoruz. Ve biliyorsun, bizim evimizde çok fazla oyun oynanıyor, çok fazla konu tartışılıyor, bazen bu sabahlara kadar sürebiliyor ve genellikle de hep kalabalığız; ben de objektif olarak, adaleti sağlamaya çalışıyorum. Sağ olsun, evimize gelen büyük küçük her mevkiideki her türlü insan da, benim adaletime inanıp buna uyuyorlar.  

Ozan Önen:
Üç gün önce, sabaha karşı, bana dönüp “Bu evde sosyalizm var” dedin. Bunu da evdeki adaleti, iş, emek ve ekmek paylaşımını ve eşit söz hakkını kastederek söyledin herhalde?

Arda Turan: Evet, aynen öyle. Bu evde sosyalizm var.

Ozan Önen: Türkiye’deki siyasi iklimde kutupla
şma çok yükseldiği için, insanlar, iki cümlene bakarak seni çok çabuk etiketleyebiliyorlar. Çok çabuk sinirlenebiliyorlar birbirlerine. Kavga ortamı doğabiliyor bir anda. Çok fazla önyargı var. Sen de insanlarla fikirlerini paylaşırken, mesela geçen gün yaptığın birtakım açıklamalardan sonra, sana karşı çok sert şekilde...

Arda Turan: Faiz konusuna mı geleceksin? Faiz konusunu mu soruyorsun?!

Ozan Önen:  Evet, faiz konusuna geliyorum ve sana çok açık soruyorum: Sen necisin abi? Faizlerin dü
şmesi gerektiğine dair yaptığın o yorumlardan sonra, ekonomi uzmanı olmadığın halde senin siyasi olarak belli bir kesime yakın olduğun, Türkiye’deki mevcut hükümeti ve iktidar kanadını desteklediğin yorumlarını yapmaya başladılar.

Arda Turan:
Bak bu soruya
şöyle cevap vereceğim; ben hayatım boyunca, şu’cuyum, bu’cuyumcu asla olmadım. Ben hayatım boyunca hiçbir insana biat etmedim, etmem. Hayatım boyunca da Allah’tan başka hiçkimseye biat etmedim ve hayatım boyunca da hiçbir insandan bir şey istemedim. Hiçbir insandan... Kendim için... Hiçbir zaman istemedim! Ben günün şartlarında doğru ne ise onu söylerim. Ben bir banka ile bir reklam filmi çektim... Benden ekonomi röportajı istendiği için, ekonomiyle ilgili naçizane fikirlerimi söyledim o röportajda. Bunu söylerken de ekonomi benim bilgi alanım dışındadır ama benim de bir fikrim var dedim ve halen aynı fikirdeyim: Faizlerin düşmesi gerektiği fikrindeyim. Bundan iki sene önce de Kürtler’le ve Kürt sorunuyla ilgili bir şey söylemiştim ve bu söylediğim şey de hükümetin, iktidarın hiç hoşuna gitmeyen bir şeydi.  O zaman bu insanlar, yani şu an beni hükümet yanlısı olmakla itham edenler neredeydiler? Hiçkimseye biat etmek yok! Unutmasınlar! Unutmasınlar!

Ozan Önen: Kürt sorununa dair açıklamalarından sonra, hükümet kanadındakiler de seni o zaman ele
ştirmiş miydi peki?

Arda Turan: Bir sürü... Bir sürü söylemleri oldu o zaman. Ele
ştirildim de, evet. Ama ben sporcuyum. İnsanlar benim fikirlerime değer veriyorlarsa, ben de bir banka ile reklam filmi çekiyorsam ve bu banka da benim ekonomi konusunda röportaj vermemi istiyorsa, ben de çıkar, fikrimi açıkça söylerim. Ve ben fikrimi söyledim. Fikrim, neden insanların bu kadar ağırına gidiyor? Neden bu sıkıntı?

Ozan Önen: Arda...
Şöyle söyleyeyim. Tabi ki bu röportajda senin fikirlerini merak ettiğimiz için seninle konuşuyorum, ama klasik bir röportaj olsun da istemiyorum bu: Madem sordun ve madem ki yakından izliyorum seni, benim de şöyle bir izlenimim var bu konuya dair, hattâ biraz da itirazım: Biliyorsun, sıkıntılı bir siyasi ortamımız var. Mesela, Gezi Parkı Direnişi’nde hayatını kaybedenler için de açıklama yapsaydın, diğer yandan, Türkiye’de yaşanan bir başka ağır adaletsizlik hakkında da açıklama yapsaydın eğer...  

Arda Turan: Konular bana gelseydi, konular bana sorulsaydı, inan bana adaletle, kendi inandı
ğım adaletle, her adaletsizlik üzerine konuşurdum! Bana sorarlarsa her adaletsizlik üzerine de konuşurum. Hiçbir şeyden kaçmam, hayatım boyunca da hiçbir şeyden kaçmadım. İnsanlar bunu anlamıyorlar. İki sene önce de Kürt sorunu ile ilgili konuştuğumda ve sarfettiğim cümleler, bazı insanların hoşuna gitmediğinde, insanlar artık bu şekilde ölmesin dediğimde de bir sürü tepki aldım. Ama ben yine de konuştum, yine konuşurum.

Ozan Önen:
Şu anda, Kürt sorununda dediğin noktaya geliniyor gibi?

Arda Turan: Evet ama
şunu unutmasınlar: Ben sokaktan gelip, kendi emeklerimle çalışarak, kazanarak, aileme ve sevdiklerime bakan, Türkiye’deki kardeşlerimi de beni örnek almaya teşvik eden bir sporcuyum. Bana oradan, yok “Faizler düşsün”, yok “Ekonomi hakkında şöyle konuşsun, şu açıklamayı yapsın”, yok “Bilmem ne yapsın” falan... Biat yok! Ben, başkalarının fikirlerine karşı saygıyla yaklaşabilirim ama ekonomi konusunda da böyle düşünüyorum işte.  Başkasının değil, kendi düşüncelerim. Bugün bir konuda hükümet kanadıyla aynı fikirde olabilirim ama yarın bir başka konuda hükümet kanadıyla aynı fikirde olmayabilirim. Ben hayatım boyunca hiçbir insana biat etmedim, etmem. İnsanlar bunu bilsinler: Arda’nın hiçbir insanla göbek bağı yok! Ne bir kulüp başkanıyla, ne bir kulüp yöneticisiyle, ne bir teknik direktörle, ne de bir siyasiyle... Biraz önce dediğim nokta önemli: Bizim evimizde, bizim gibi düşünmeyenlerle de mutlu olabilirim. Ben, “faiz oranları yükselsin” diyen biriyle de bu evde oturabilirim. Onu dinleyebilirim. Fikirlerini merak ederim. Arkasında da kötü bir şey de aramam. Çünkü neden? İnsanlar zaten kutuplaşşlar Türkiye’de. Ayrışşlar. Diş dişeler. Kendilerinden olmayanlarla mutlu olamıyorlar. Bizde öyle bir şey yok. Biz önce niyete bakarız. Herkesin başımın üstünde değeri var, yeri var. Bak, benim yardımcım da Kürt, biliyorsun.

Ozan Önen: Evet, Ata Bozan... Filozof gibi de bir adam.

Arda Turan: Aynen öyle. Filozof gibi adam. Yıllardır da bir aradayız. Hayatımdaki en yakın insanlarımdan biridir. Tekrar söylüyorum: Arda Turan hiçkimseye biat etmez. Etmeyecek. Hiçbir kimseye de ba
ğlılığı yok. Hiçkimseye biat etmek yok! O gün için doğru ve adaletli olduğunu düşündüğüm ne varsa onu söylerim. İki yıl önce hükümetin hiç sevmediği bir şey söyledim diyorum ısrarla; bugün hükümetin ya da o kanattakilerin sevdiği bir şeyi söylemişim, yarın da onlara yine inanmadığımda, başka bir şeylerini daha söylerim. Ne iktidarla, ne muhalefetle göbek bağımız yok! Ama bugün için? Evet. Faizlerin düşmesinden yanayım.

Ozan Önen: Niye?

Arda Turan: Çünkü benim babam Karao
ğlan’cıydı.

Ozan Önen: Evet, biliyorum, Ecevit ekolünden gelen emekçi bir baban oldu
ğunu. İşçi sınıfı bir ailede büyüdüğünü... Ama niye?

Arda Turan: Babam Karao
ğlancı’ydı, böyle bir adamdı. Ha, dedemse sağcıydı, o da ayrı konu... Ama ben böyle bir aileden geliyorum. Sonradan ülkede ekonomiyle ilgili bazı sıkıntılar da olmuş olabilir...Ve faizlerin düşmesinin de, küçük esnafın, emekçinin işine yarayacağını düşünüyorum. Nedeni aslında bu kadar basit. O emekçi insanları düşündüğüm için bu açıklamayı yapıyorum. Objektifim ve sosyal adaletten tarafım. Bir Türk vatandaşı olarak ben de bu benim fikrimdir diyebilmeliyim. Ben her zaman halkın iyiliğinden yanayım.

Ozan Önen: Galiba yanlı
ş anlaşılmaktan da epey muzdaripsin?

Arda Turan: Evet. Kendi alanımla ilgili konu
şurken bile şöyle şeyler duyuyorum meselâ: “Aaaa, Arda Turan, Türkiye’de sporla ilgili şu olaya dair halen bir açıklama neden yapmadı? Aaaa, bak hala açıklama yapmadı mı o?!” Ehhh... Ben açıklama yapacağım tabi ya! Konu da spor yani... Bundan doğal ne olabilir? Benim fikrim merak edilmeyecek mi spor konusunda? Sen değil, asıl ben yapacağım tabi o açıklamayı! Neden biliyor musun?! Çünkü ben 12 yaşımdan bu yana hep çalışıyorum, emekçiyim, emekten yanayım. Çalışarak ve hayal ederek, gençlerin hayal ettiği şeyleri gerçekleştirmeye çalışıyorum, onlara örnek olabilmek için çabalıyorum. Bir hedefim, bir hayalim var. Bu konuyla ilgili de bir fikrim var. Fikirlerimin üzerinde yürüdüğüm bir yol var. Bir gün Fenerbahçeli eski bir sınıf arkadaşımla oturuyorum; Galatasaraylı kızıyor. Galatasaray’la ilgili bir şey koyuyorum sosyal medyaya, Fenerbahçeli kızıyor. Hükümetin savunduğu bir şeyi ifade ediyorum, muhalefet kızıyor. Muhalefetin söylediği şeyleri onaylıyorum, bu sefer hükümet kanadı falan, hep birden fena halde buna bozuluyorlar. Bu hükümet hiçbir zaman doğru bir şey yapmıyor mu ki muhalefet de onu asla onaylamıyor? Ülkedeki muhalefet hiçbir zaman doğru bir eleştiri yapmıyor mu ki hükümet de onlara asla destek olmuyor? Muhalefet olmak, iktidara doğru şeylerde destek vermeyi; iktidar olmak da muhalefetin eleştirilerinden ya da önerilerinden dersler çıkartıp, onu onaylayıp desteklemeyi gerektirir. Kim olursa olsun, muhalefet de iktidar da halkın hakkını taşıyor. Kul hakkı hayattaki en önemli şeydir... Muhalefet yapmayı da, iktidar gücünü kullanmayı da insanlar kendi egoları için değil, halkı için yapmalıdır! Hükmederken de muhalefet ederken de sen halkın için var olmalısın. Bana göreyse, benim kalbimin, adalet anlayışımın içinden süzülüp gelen şey doğrudur ve ben kalbimle Allah’a bağlıyım. Ötekisi benim için boş. Bomboş... İstediklerini diyebilirler. Faizmiş, bilmem neymiş... Yok sporla, yok ekonomiyle ilgili konuşacakmışım, konuşmayacakmışım falan. Rakibim bile olsa, Türk sporu için doğru bir şey yapıldıysa, doğru şekilde davranırım, doğru şekilde desteklerim, savunurum onu. Konu sadece spor olunca değil, her şey için de geçerli bu. Türkiye için ne doğru ise onu savunurum. Zaten yetiştiğim kulüpten aldığım terbiye de bunu gerektirir.

Ozan Önen: Milli Takım’ın da kaptanısın... Senin özellikle yurtdı
şında Türkiye Cumhuriyeti’ni temsil eden tüm sporcularımıza ihtimamla yaklaşğının da, onları özellikle sosyal medyada ve medyada tanıttığının da farkındayım, sadece futbol, basketbol ya da takım sporlarıyla ilgili de değil.

Arda Turan: Ça
ğla Büyükakça’ya, Şahika Ercümen’e, İpek Soylu’ya bir bak... Ben hepsine destek vermeye çalışıyorum. Sağ olsunlar, onlar da bana destek vermeye çalışıyorlar. Bizi yurtdışında temsil eden tüm sporcuları bir arada tutmaya çalışıyorum kendimce. Bak ne diyorum, Fenerbahçe Ülker Basketbol Takımı, Madrid’e geldiğinde, ben gidip onları otellerinde ziyaret ediyorum. Yani ben, benim adalet anlayışım hakkında sadece Allah’a hesap veririm. Hiçbir insana biat etmem. En çok da bu röportajda şunu belirtmek istiyorum Ozan... İki şey istiyorum senden ve okuyanlardan.  

Ozan Önen: Evet?

Arda Turan: Bu röportajımla ilgili bana dair bir de
ğerlendirme yapılacaksa, bu röportajımdan sonra bir şeyler değerlendirilecekse, bir... Bu röportajın tamamı harfi harfine yayımlansın ve okuyanlar da bu röportajımın tamamını okusunlar, yalnızca bir cümlesini değil, tamamını okusunlar lütfen. İkincisi de şuna içtenlikle insansınlar: Arda Turan, hayatı boyunca hiçkimseye, hiçbir otoriteye bağlı olmayacak; Arda Turan’ın adalet anlayışını oluşturan iki şey, içindeki Allah korkusu ve kalbindeki vicdanıdır. Bugün bir şeyle ilgili doğru bir şey söylemişimdir, yarın öbür şeyle ilgili... Ama ben her şeyi de doğru bilirim diye bir şey de iddia etmiyorum: Ben ne diyorum? Faizler düşsün, çünkü küçük esnafın işine yarayacak bu kardeşim diyorum. Bu kadar! Bak... Dünyada fakirlik neden var? Dünyada neden fakirlik bitmiyor? Fakirler doyamadığı için değil, zenginleri doyuramadığımız için!

Ozan Önen: Güzel söz, ben de imzamı atarım altına.

Arda Turan: Bakarsan Ozi benim hayatıma,
şu an sahip olduğumdan çok daha fazla param da olabilirdi. Biliyorsun. Başka tercihlerim olsaydı,  parayı öncelikli tutsaydım birçok konuda, inan bana çok daha fazla param olurdu. Ama bak... Ben on tane arkadaşımla birlikte yaşıyorum burada bile. Paylaşarak, yiyerek.

Ozan Önen:
Şahidim. Mesela evde, “ekmek almaya gitmek” diye bir şey var, aynen Türkiye’deki gibi yani. Hani markete gitmek değil de, “ekmek almaya gitmek”. Bisikletle ekmek almaya gidiyorsunuz. Bu röportajda ben de adaletli olmak istiyorum... Hakkın neyse onları söylemeyi. Seni ne kayırmayı isterim, ne de bilerek ya da bilmeden sana bir zarar vermeyi.

Arda Turan: Bilip bilmeden günahımı alıyorlar Ozan ya. Bana gerçekten haklı ele
ştirilerle gelsinler. Ben fikrimi söyledim diye bana küfretmesinler. Çünkü niye? Sonra yarın onlar da fikrini söyledi diye bir başkası da onlara küfür eder ve bu güzel bir şey değil. Fikrini söyleyene saygı duysunlar. Neden diye sorsunlar. Dalga geçmesinler. Bak... Faizler çıksın diyen birini gerçekten dinlerim. Hiç onaylayamayacağım, bana göre tam ters fikirde biri karşıma gelsin; o bana bir şey iddia etsin, onu da dinlerim. Anladın mı? Bir şey çıksın, bir şey olsun diyen birini zaten dinlerim ki ben.

Ozan Önen: Bir iddia, bir önerme var ortada...

Arda Turan: Evet bir iddia var, önerme var; dinlerim. Fikrimi de payla
şırım. Hayat, bizden olmayanlarla güzel.  Bu çok önemli. Bak bir daha söylüyorum: Hayat, bizden olmayanlarla güzel! Defalarca söylüyorum ama insanların hiç sabrı kalmamış ki birbirine.

Ozan Önen: Bak Arda... Tam da bu noktada... Önce bir
şeyi ortaya koyalım. Sen çok güzel, açık yüreklilikle, her fikrin tartışılması gerektiğini, her görüşten, her inançtan, her renkten insanla aynı masaya oturmamız gerektiğini ve oturabileceğimizi ve onlarla her konuyu çatır çatır konuşabilmemiz gerektiğini söylüyorsun, di mi?

Arda Turan: Elbette.

Ozan Önen: Felsefece de insanca da do
ğru bir şey yapıyorsun ve bu konuda tutarlı görüyorum seni... Ama...
 
Arda Turan: Benim soframı görüyorsun di mi? Görüyorsun her şeyi yani? Bizimle yaşıyorsun... Daha önceler de geldin. Her çeşitten insan geldi buraya. Her türden... Kimi ararsan var burada. Di mi?

Ozan Önen: Evet.

Arda Turan: Bir huzursuzluk, birbirine ya da birilerine kar
şı bir nefret söylemi gördün mü? Neden? Sevgi var. Paylaşım var. Birbirini dinleme var. Huzur var. Aynı sofraya oturmayı bilmenin getirdiği ortak ruh var.

Ozan Önen: Çalı
şma arkadaşın Ata Bozan’ın, Ata Abi’nin bir sözünü aklıma getirdin. Ata Abi aynen şöyle demişti hatırlarsan: “Sosyalistiz Allah’a şükür!” Yani hem ‘sosyalist’, hem de “Allah’a şükür”; ikisi bir arada. Birçokları için çok tuhaf görünse de, aslında ne kadar güzel bir cümledir bu.

Arda Turan: Karde
şim.... Bu evde biliyorsun; Ata Abi gidip Kur’an da okuyor içeride, ama misafirimiz de gelip burada istediğini yapıyor.

Ozan Önen: Ve evde, “Sosyalistiz Allah’a
şükür” diyebiliyorsunuz.

Arda Turan: Evet. Bizim kapımız herkese açık, her fikre açık, payla
şmaya açık. Yeter ki insanların niyeti iyi olsun, niyetleri güzel olsun, gönülleri hoş olsun.

Ozan Önen: Birlikte ya
şadığın arkadaşlarınla, böyle oldukça demokratik ve oldukça paylaşımcı bir ortam yaratmışsınız ama sen de benden ayrıca duy ki Türkiye’deki milyonlarca insan da senin idealize edip kendi hayatında eyleme de döktüğün bu demokratik ortama hasretler. Türkiye’deki milyonlarca insan, her konuda konuşabilmek, kendilerini ifade edebilmek, yeri gelince de muhalefet edebilmek istiyor. Bunu korkmadan, hür biçimde yapmak istiyorlar. Kendisini Türkiye’de yoğun siyasi baskı altında hisseden milyonlarca insan yok mu? Konuşabiliyor muyuz abi rahat rahat? Bak, ben karşındayım ve o insanlardan biriyim Arda.

Arda Turan: Anlıyorum seni...

Ozan Önen: Sen nasıl ki Arda Turan olarak fikrini söyleyebilmek istiyorsan, ben de bir yazar olarak, fikirlerimi açıkça payla
şmak istiyorum, felsefe eğitimi almışım; bu da bunu gerektiriyor; yani sadece hür iradem değil, devletin bana verdiği eğitim de bana özgürce konuşabilmem gerektiğini söylüyor, o ehliyeti veriyor: Ben devleti de, hükümeti de, askeri de, sivili de, muhalefeti de gümbür gümbür eleştirebilmeliyim, sorgulayabilmeliyim, karşı da çıkabilmeliyim. Biliyorsun... Çok köklü bir mizah dergisinde, LeMan grubunda, L-Manyak’ta yazıyorum. Mizahçılar daha da çok eleştirebilmeli, hatta kafa da bulabilmeli, di mi? Adı üstünde, mizah be abi... Baskıya göğüs gererek, ama envai çeşit risk de alarak yapılıyor bu işler bu ülkede.. Yıl olmuş 2015... Fikrini beğenmediğine hapis cezaları, vergi cezaları, para cezaları, işinden ekmeğinden etmeler... Yazarlar, gazeteciler, çizerler, fikir adamları, hatta işadamları bile var aralarında, belediye işçileri, maden işçileri var. Tweet atan öğrenciler bile hapis cezası alabiliyor.  Sen “fikrimi söyleyebilmeliyim” diyorsun. Ama sen bu savunduğun adaleti, evinde yaşattığın adaleti ülkende de istemiyor musun abi? Söylesene bunu da açık açık...

Arda Turan:
İstiyorum! İstemez miyim ya?! İşte bundan bahsediyorum zaten! Senin sorununu da ben zaten sana yanıt verirken dile getirmiyor muyum? Ama bir birey olarak da ben kendimle ilgili şeylerden sorumluyum öncelikle. Ama ben zaten anlatırken, senin sorununa da tercüman olmuyor muyum? İnsanlar şunu anlamalılar: Yarın bu hükümet giderse, yerine başka bir hükümet gelirse, başka bir siyasi ekolden, başka bir Cumhurbaşkanı, başka bir Başbakan, başka bir muhalefet lideri olursa, ben onlara da saygı gösteririm... Çünkü bizim öğrendiğimiz örf, adet, ahlâk, dünya görüşü bunu gerektiriyor: Saygıyı. Fikir ayrılıkları başka şeydir. Tekrar söylüyorum: Her şey paylaşılabilir olsun, her şey konuşulabilir olsun ülkemizde de. Bu herkes için geçerli.
 
Ozan Önen: Eyvallah. Eyvallah... O zaman daha güzel bir konuya geçiyorum. Yumuşak bir iniş yapalım şimdi. Sonra konu açılırsa, belki yine gireriz siyasete... Sizin evdeki şu güzel tayfa, senin her filmi izledikten sonra, o filmin karakterine büründüğünü söylüyor. Godfather, Rambo, Spartacus, Maverick, Rocky Balboa: Hepsiymişsin sen aslında?
 
Arda Turan: Evet! (Gülüyor)

Ozan Önen: Hatta, Godfather serisini izledikten sonra, özellikle de Al Pacino’yu izledikten sonra, gidip 30 tane takım elbise diktirdi
ğinden bahsettiler bana?

Arda Turan: Yok, 30 tane takım diktirmedim. 30 tane de
ğil ama takım elbiseye düşkünüm. (Kahkaha atıyor)
 
Ozan Önen: Ben onların yalancısıyım.

Arda Turan: Ama bak
şöyle de bir şey var... Madem Godfather dedik. Ben küçük yaştan bu yana ailenin reisiyim yani. Anladın mı... Manevi olarak da ailemi kucaklayan, ailemi birleştiren bir adamım.

Ozan Önen: Burada birlikte ya
şadığın arkadaşlarına, mesela bir oyun kazandığında falan, “Ben sizin babanızım” diye de takılıyorsun şaka yollu... Böyle yumruklarını da göğsüne vurarak. Gördüm.

Arda Turan: (Gülüyor) Ama şaka yollu... Bu yıllardır da aramızda konuşulan bir konu. Biz paylaşarak, sarılarak, birbirimize destek olarak, şefkatle... Annem, babam, teyzem, dayım, halam, amcam, amcalarım, rahmetli dedem, kardeşim... Ben gittiğim zaman ailemi de birleştiren bir unsurum, arkadaşlarımı da birleştiren bir unsurum. Bu yüzden böyle bu Godfather’ı sevme meselesi. Ama izlediğim filmlerin karakterlerine bürünüyorum, heyecanlanıyorum, olayların içine dalıyorum... (Gülüyor) Doğrudur, abartıyorum da belki ama eğlence olsun diye aramızda be Ozi. Eğlence için yani. Çünkü çocuk ruhum halen içimde. Çocuğum ben daha.
 
Ozan Önen: Geçen gün Türk Hava Yolları uçağının kokpitinde de görüldün? Epey de tartışıldı bu: Boeing/Airbus falan kullanmaya da Top Gun’ı izledikten sonra mı karar verdin?
 
Arda Turan: Yok, önce kokpite girdim kardeşim, sonra Top Gun’ı izledim. (Gülüyor) Ama orada da bir yanlış anlaşılma var, ben kalkışta ve inişte orada, kokpitte değildim. Sadece normal irtifa sırasında, normal gidiş esnasında, sadece kapıdan selam verdim kaptanlara nasılsınız diye. Orada kaptan pilotlarımıza da haksız bir yükleniş olduğunu düşünüyorum.

Ozan Önen:
Top Gun filminde,
şafak vakti Miami sahilinde motor süren jet pilotu Maverick gibi motora da binmeyi düşünüyor musun peki? Yoksa Ferrari’den devam mı?

Arda Turan: Ferrari’den devam mı? Mesela Türkiye’de böyle araçlar kullanmayı artık dü
şünmüyorum.

Ozan Önen: Türkiye’de Ferrari kullanmadı
ğını da biliyorum aslında ama Madrid’te dikkatimi çekti: Ferrari’nin gaz pedalına iyi basıyorsun. İyi de ses çıkarıyor hani...

Arda Turan: Ya Türkiye’de de spor arabalar kullandım; kullanmadım da diyemem
şimdi. Ama Ferrari’yi ilk kez burada kullandım, çünkü yollar Madrid’te çok düzgün diye ve o arabanın fiyatı da açıkçası burada, Avrupa’nın genelinde, Türkiye’deki fiyatlara göre çok daha ucuz.

Ozan Önen: Mesela burada, Madrid’te yollar daha düzgün diyorsun Türkiye’deki yollara göre. Estetik açıdan da, teknik açıdan da, insani açıdan da, medyatik açıdan da
İspanya’daki hayatın İstanbul’daki hayatına göre daha kolay ve güzel, di mi?

Arda Turan: Evet.

Ozan Önen:
İnsanlar sana Madrid’te daha saygılılar. Tabi ki insanımızı, halkımızı, ülkemizi kötüleyelim diye de sormuyorum bunu; çünkü halkını, ülkesini çok seven insanlarız biz. Ama bir de ortada şöyle bir gerçek var Arda, iki ülke, iki kültür, iki halk arasında bir fark var abi. Bu fark, senin için hayatı daha yaşanılır kılıyor.

Arda Turan: Evet. O fark da
şu... Bu farkı da aslında hep anlatmaya çalışıyorum her şekilde. Madrid’te ve İspanya’nın, Avrupa’nın genelinde farklı olan şey, öncelikle bizlerin bir insan, sonra bir sporcu olduğumuzu her zaman hatırlamaları ve bizi, ilk olarak saha içindeki performanslarımıza göre değerlendirdikleri gerçeği. Bu da onların genel mantalitesinden ileri geliyor.

Ozan Önen: Rönesansı ya
şamış oldukları kesin. Medeniler.

Arda Turan:
Aynen... Bir defa... Türkiye’de hakkımda söylenen
şu söze bak: “Magazini çok seviyor!” Ya ben magazini niye seveyim kardeşim? Ben senede 60 maç oynuyorum! İyi oynadığımda ben zaten kralım; magazin beni çok seviyor! Ama bazı köşe yazarları yazıyor ya: “Özel hayat, şu, bu...” Bıraksınlar bu işleri! Onlar mekânın ön kapısına geldiği için ben balıkçının arka kapısından çıkmam! Ben biri bir şey yapacak diye, onlardan korkarak davranmam! Bana ne magazinden?! İstiyorlarsa hiç çekmesinler beni! Benim hiç umrumda bile değiller yani. Hakikaten çekmesinler! Umrumda olan kimler biliyor musun? Kapıda bir fotoğraf çekebilmek için, kısa bir röportaj yapayım da birkaç cümle alayım diye o soğukta beni mekan kapısında saatlerce bekleyen o emekçi çocuklar. Öyle masa başında oturup da fasa fiso yapan gazeteciler, o işleri geçecekler. Boş işler o işler. Bir de dürüst gazetecilik lâfları falan ağızlarında...

Ozan Önen:
O zaman çok dürüstçe yanıt vermeni istedi
ğim bir şey sormak istiyorum. Evdeki odandan soyunma odasına geri dönmek istiyorum. Çünkü üst düzey profesyonel bu ortamlarda, en gizli kalmış alan orası gibi. Yani hani Osmanlı İmparatorluğu’nun haremi, hamam ortamı falan merak edilir ya hep... Merak edilen bir alan da futbolcuların soyunma odası... Soyunma odasında, maçtan sonra formaları, şortları, konçları falan çıkartıp duş alacaksınız diyelim: Çıplak mı dolaşıyor takımın tüm oyuncuları ortalıkta?

Arda Turan:
Evet, yurtdışında neredeyse tüm futbolcular çıplak geziyor soyunma odasında. Ben sliple duş alıyorum orada. İnancım gereği ben böyle duş alıyorum ve öyle çıplak dolaşmıyorum aralarında.

Ozan Önen: Dindar biri oldu
ğunu biliyorum.

Arda Turan: Allah bilir orasını. Kalplerdekini bir Allah bilir.

Ozan Önen: Benim izlenimin o yönde genel olarak, lütfen yanlı
ş anlama.

Arda Turan: Esta
ğfurullah.

Ozan Önen: Sosyal medyadaki payla
şımlarını da görüyorum. Dinle ilgili paylaşımlarını falan... Ama bazen de Michael Jordan’la, bazen Mustafa Kemal Atatürk’le, bazen Ahmet Kaya’yla, bazen Muhammed Ali’yle, bazen de mesela Ernesto Che Guevara’ylailgili pozitif yönlü paylaşımların olabiliyor. Ve biliyorum ki sen Kur’an’ı da içselleştirerek okuyorsun, ama onun dışında edebiyat tarihinden de güzel kitaplar okuyorsun. Örneğin senin evinde dünya tarihi için de, İspanya tarihi için de, Madrid için de çok önemli bir yeri olan Ernest Hemingway ciltleri görmek bana hep keyif veriyor. Ara ara sevdiğin kitapları tanıttığını da görüyorum Twitter’da, Instagram’da falan. En çok ne tür kitapları okuyorsun?

Arda Turan: Biyografi kitaplarını okumayı çok seviyorum.

Ozan Önen: Üç dilde yayın yapıyorsun sosyal medya hesaplarında: Türkçe,
İspanyolca ve İngilizce... Dil bilgini ilerletmene de herkes hayran bu arada, her yerde, basının önünde, saha içinde falan da çatır çatır İspanyolca konuşabilmen de kolay iş değil. Bayrampaşa’dan kalkıp taa buralara kadar gelip... Tebrik de ediyorum seni bu nedenle hakikaten. Bir de biyografi kitapları dedin... Bu nedenle bu sorum, kitaplarla ilgili olacak: İlgi alanların, becerilerin ve kültürlerarası geçişlerin bu kadar çeşitliyken, üstelik iyi de bir biyografi kitabı okuruyken, hayatını ve kariyerini ve tüm bunların ötesinde olup bitenleri içeren bir kitap yazmayı da düşünüyor musun?



Arda Turan: Abi ben kitap yazaca
ğım da... Söylesene; benim yazdığımdan ne olur ya?! (Gülüyor)


Ozan Önen: Demesene öyle. Yazar olmak başka, kendi hayatını kendi gözünden yazmak başka?

Arda Turan: Haklısın da...

Ozan Önen: Aslında sen yazmadan, senin biyografi kitabını yazdılar bir de tabi?

Arda Turan: Evet.

Ozan Önen: Bilmeyenler de bilsin diye açmak istiyorum biraz böyle...
İspanyol bir yazar, Juan E. Rodriguez Garrido, hatta sanırım Lionel Messi’nin, Cristiano Ronaldo’nun ve Neymar’ın falan da biyografi kitaplarını yayımlayan yayınevinden... “Bayrampaşa’nın Dahisi: Arda Turan” diye bir kitap yazdı İspanyolca. Ben böyle bir şeyi zaten bekliyordum ama hani nasıl desem, adamı cidden takdir ettim. Kitap Türkçe’ye çevrildikten sonra da okudum ve başarılı da buldum. Düşünsene: Adam kalkmış, Bayrampaşa’ya bile gelmiş seni araştırmak için?

Arda Turan: Bu var ya... Bazı insanlar için, Türkiye’deki bazı gazeteciler için çok önemli bir
şey değil, halbuki benim için en büyük, hayatımdaki en önemli şeylerden bir tanesi. Düşünsene, yurtdışına bir sporcu gönderiyorsun. Sporun, futbolun beşiği İspanya’da kitabı yazılıyor. Sence gerekli değeri ve saygıyı gördü mü bu olay bizim ülkemizde? Çok objektif bak. Bu konu, benim kendimle ilgili gurur duyduğum en güzel şey.

Ozan Önen: Bence muazzam bir
şey.

Arda Turan: Ba
şarımın sırrıdır yani.

Ozan Önen: Kitap bestseller oldu diye de biliyorum. Ama kitap yazmak istiyor musun sorumun da geçerli bir nedeni var aslında Arda: Sen zor
şartların içinden çıkıp, buralara kadar gelmişsin. Galatasaray’ın sanıyorum ki en genç kaptanıydın, Türkiye’de şampiyonluk ve Türkiye Kupası kazandın ve iki defa da asist kralı oldun. Şu anda da Türkiye Milli Futbol Takımı’nın kaptanısın. Dünyanın en büyük kulüplerinden biri olan Club Atlético de Madrid’in 10 numaralı futbolcusu olmuşsun. Futbolunla, stilinle, karakterinle, dış görüntünle, sosyal sorumluluk hareketlerinle, hazırcevaplığınla da herkesten ayrı bir yerde duran bir ikona dönüşşsün. Bildiğim kadarıyla da Atlético’dan en çok senin ve Torres’in formaları satılıyor dünyada... Sana biçilen fiyatsa şu an 41 milyon Euro ve dünya medyası seni yere göğe sığdıramıyor.

Arda Turan: Ya Türkiye’dekiler?

Ozan Önen: Bence biz dünyaya bakalım... Önce UEFA Kupası’nı kazandınız. Derken, Barcelona’yla
şampiyonluk mücadelesi veriyorken, son maçta -üstelik Barcelona’nın sahasında-İspanya La Liga Şampiyonluk Kupası’nı kaldırdınız. Copa Del Rey-İspanya Kral Kupası,  İspanya Süper Kupa, UEFA Süper Kupa’yı da kaldırmışsınız Atlético’yla. Geçen sene de UEFA Şampiyonlar Ligi yarı finalinde gol atıp takımını finale taşıdın ama sakatlandığın için finalde yer alamadın ve finalde Real Madrid’e kaybettiniz. Sanırım bir o kupa kaldı geriye alınmadık... Di mi?  

Arda Turan: Evet.

Ozan Önen: Daha dün gece de
Şampiyonlar Ligi çeyrek final maçından çıktın abi, bugün de sıcak sıcak bu röportajı yapıyoruz... Yani açıkça söyleyeyim, sen bizim Maradona’mızsın aslında şu manzaraya bakınca. Aslnda böyle söylemek de istemem, çünkü çok nev-i şahsına münhasır bir insansın.İspanyollar da seni “El Turco” olarak sevmişler, sana “El Genio”, yani “dahi” lakabını takmışlar; yetmemiş, 300 Spartalı’nın komutanı Leonidas’a benzetmişler, bağırlarına basmışlar. Biliyoruz, okuyoruz, görüyoruz tüm bunları. Bu düzeyde, milyonlarca insanın tanıdığı, bu kadar güçlü bir imajı olan aktif bir sporcumuz daha yok ki Arda şu an... Sen kitap yazacaksın elbette. Hatta federasyon başkanı da olabilirim demiştin...

Arda Turan: Gelece
ğe dönük olarak, aklımda daha farklı şeyler de var. Ama onları sonra söylerim sana.

Ozan Önen: Tabi ki senden ba
şka şampiyonluklar yaşamış birçok insan, her daldan çok başarılı sporcularımız da var, onları da es geçmek istemem abi; ama sen kendini kıskanç tipler ya da tek işi dedikodu yapmak olan yazarlar yüzünden demoralize etmemelisin.

Arda Turan: Ozi... Bazı tiplere sorsan, ben çok gol atmayan, çok asist yapmayan biriyim. Buyum yani.
İşte, bir sürü de insan var böyle konuşan Türkiye’de...

Ozan Önen: Buna dair bir karikatür de çizer misin L-Manyak Dergisi için?

Arda Turan: Bir dü
şüneyim. Benim el yazım bile berbattır Ozi. (Gülüyor) Ama denerim.

Ozan Önen:
O karikatürü istiyorum. Ve senin hayatını okuyup da senden ilham alacak olan o çocukları hep aklına getir isterim.

Arda Turan: Abi zaten benimle ilgili yazılan o kitabı sen okuduktan sonra, sen gelip bana hatırlatmı
ştın: Hani en çok oradaki o sözü sevdim asıl diye... “Eğer bu kitap, bu kitabı okuyan bir çocuğa bile ilham verebilecekse ne mutlu bana” yani...  O kadar!

Ozan Önen:
İşte bunu diyorum. Sadece Madrid’te değil, Mardin’de, Urfa’da, İzmir’de, İstanbul’da, Balıkesir’de, Adana’da, Antalya’da ya da Trabzon’da... Ya da mesela Arjantin’de, Nijerya’da, Bosna Hersek’te ya da Brezilya’da... Sadece futbolla da ilgili değil ki bu. O çocuklar, “Ya... Arda diye bir adam yaşamış bu topraklarda, bu dünyada... Dünya da ona saygı duymuş, Türkiye denilince akla o gelir olmuş; acaba niye?” diye düşünmesinler mi seni okurken, Türkiye’deki her türlü kirliliğe, dünyadaki her türlü zorlu şarta rağmen? Bence bu bir yükseliş hikâyesidir. Herkese her işi, her fikri ve eylemi için de ilham verebilir. Yazmalısın. Tarihe böyle de not düşmelisin.

Arda Turan: Yazaca
ğım... Yazacağım... Gerisi istediği kadar konuşsun! Ben işte o bir tek çocuğu önemsiyorum. O ilham alacak olan, köyünden, mahallesinden, semtinden çıkıp da mutlu olmak isteyen o çocuğu. Ne yaptığımı biliyorum. Vicdanım rahat. Benim yaptığım her davranışla, söylediğim her sözle ilgili hata da yüzde yüz vardır, olacaktır. Hata hep olur. Ama niyette asla kötülük yok. Niyette herhangi bir insana, bir siyasiye falan biat asla yok. Benim hiçbir insanla veya kuruluşla hiçbir göbek bağım da yok. Sen şahitsin. Beni tanıyan zaten bilir. Bizi okuyacak insanlar da bunu hep böyle bilsinler. İnsanlar bana saygı duymayı öğrenmeyeceklerse, ben çalışıp didinip, deneyip başarıp, doğruyu gösterip bunu yapacağım. Eğer birilerinin fıtratında kötülük varsa, eğer birilerinin fıtratında onlar gibi olmayanlarla konuşmamak veya onları yok saymak, onları ezmek, hor görmek varsa, benim fıtratımda da her zaman iyilik yapmak olacak. İnandığımı söylemek olacak ama benim gibi olmayanlarla da her şeyi paylaşmak, beraberce yaşamak olacak. Ben sabırlı davranacağım. Her zaman, sabretmenin gerçek anlamını hatırlayacağım. Sabırla ilgili konuştuğumuz, sabahladığımız o geceyi hatırlıyor musun?

Ozan Önen: Her cümlesini.

Arda Turan: Sabır, dayanma gücünden ibaret de
ğildir. Sabır, olaylara ilk anda gösterdiğimiz tavırdır. İnsan nefsi nankördür, unutabiliriz. İnsan her şeye alışır. Sonra sabrettik falan diyoruz. Hayır, o sabır değil! Ölüme bile alışıyor insan. Halbuki olaylara ilk anda gösterdiğimiz davranış biçimidir asıl sabır.

Ozan Önen: Madem öyle diyorsun, Real Madrid’le dün gece oynadı
ğınız Şampiyonlar Ligi çeyrek final maçında gördüğün kırmızı karta dair de bir şey sormak istiyorum.

Arda Turan: Dinliyorum.

Ozan Önen: Stadyumdaydım biliyorsun. Dün geceye kadar, bu sezon Real Madrid’le 6 maç oynayıp 4 tanesini kazanmı
ş 2 tanesinde de berabere kalmıştınız. Bariz bir üstünlüğünüz vardı yani sene boyunca. Geçen senenin lig şampiyonu da sizdiniz ve geçen seneki Şampiyonlar Ligi Final Maçı’nın rövanşını bu yıl Real’den çeyrek finalde almanızı bekliyorduk, ama bir şey oldu: Bu son maçı da çok iyi götürüyordunuz ve sen maçın son anlarında, çok da iyi oynadığın bu maçta bir kırmızı kart gördün. Ve dünyanın en büyük futbol kulübü diye bildiğimiz o koskoca Real Madrid’in Santiago Bernabéu Stadyumu’ndabulunan 100.000 taraftarı da adeta gol atmış gibi sevindiler sen oyundan atıldığın an. Sen oyundan çıktıktan hemen sonra da takım bir gol yedi ve kupaya veda etmek zorunda kaldınız. 100.000 kişinin gümbür gümbür uğultusunda, herkes sana bağırıp çağırırken, sen onlara baka baka, dünyanın en sakin yürüyüşüyle o sahadan çıkarken ne düşünüyordun? Çünkü biz tribünde deliriyorduk da...
 
Arda Turan: Real maçında kırmızı kart görünce çok üzüldüm. Sahadan çıkarken de. Maçın başında ne düşünüyorsam o anda da benzer şeyleri düşünüyordum. Kazanmayı. Ama üzülüyorsun öyle bir ortamda. Takım için de elimden gelenin en iyisini yapıyordum oyundayken. Dediğim gibi, bak, hata var yaptığımda. Ama niyet? Belki rakibe ufak bir darbe olmuş yanlışlıkla o an ve bence ikinci bir sarı karta gerek de yok böyle mühim bir maçta, öyle bir hareketten dolayı. Ama o an hakem ikinci sarı karttan verdi kırmızıyı. Çok üzüldüm. Ama düşünsene, benim için o düzeyde o ortamda futbol oynamak, dünyanın en iyi takımlarından birinde en üst düzey maçlara çıkabilmek, o dakikaya kadar Real Madrid’le 100.000 taraftarının önünde kafa kafaya oynamak, televizyon başındaki milyonlarca insana zevkli futbol izletebilmek... Benim için de takım arkadaşlarım için de gurur verici olan budur. Biz bir aile gibiyiz sahada da, tribünde de. Hayatın içinde de böyle şeyler olmuyor mu? Futbol bu. Yaşandı ve bitti. Dün dünde kaldı. Daha iyisini yapabilmek için de önümüze bakıyoruz, çünkü niye? Çalışıyoruz bunun için. Hayata bakış açım da zaten bu. Futbol ölüm kalım meselesi değildir. Ama neden? Bundan daha fazlasıdır çünkü. (Gülüyor) Galiba benim değil, bir başkasının sözüydü bu. (Gülüyor)

Ozan Önen: Real Madrid taraftarının arasında onlara ayrılan bölümde maçı izlerken, maç sonunda Real Madrid’li taraftarlarla tribünde kavgaya tutuşmamıza kaç puan veriyorsun? Olayı başlatan Göktan Abi tamam da, İngiliz beyefendisi Sefa bile delirdi oradaki tavırlara, o laf atmalara yani...

Arda Turan:
Valla tebrik ediyorum Ozi seni... (Gülüyor) Dü
şün yani... Senin gibi bol kitap okuyan biri... Yazan biri... Üstelik felsefe okumuş... Kaç üniversite görmüş... Birkaç dil bilen... Ama stadyumda kopuyor! (Gülüyor) Biz seni kültürlü, bilgili, hatta ‘ermiş’ olarak biliriz, öyle görürüz... Böyle bir adam olarak tanıyoruz yani, böyle bir adam bile bak değişebiliyormuş öyle bir ortamda; di mi? (Gülüyor) Rakip 100.000 kişi... Demek ki tepkiler, davranışlar, tümüyle insanlar içinmiş. İstemeden bir şiddet uygulayabilirsin de... Olabilir yani. Biliyorum olanları... (Gülüyor) Hayatın ta kendisi de bu değil mi zaten?

Ozan Önen: Burada Madrid’te kodese alınırız, sona vizemiz iptal olur da bir daha
İstanbul’dan Avrupa’lara asla çıkamayız diye de abartmadık bu arada... Hatta dayın Nuri Seviş dahi, o an sırf bu nedenle tuttu kendini yani... Ne de olsa o bir ‘dayı’! Hem de en efsanesinden...

Arda Turan: Öyle kodeslik daha ileri bir durum olsaydı, müdahale ederdik biz. Zaten biliyorsun, ne de olsa Madrid’te de Bayrampa
şalı’yız! (Gülüyor)

* Madrid
’te geçirdi
ğim bir hafta boyunca dostluklarını benden esirgemeyen ve aynı evi ve aynı sofrayı paylaşmaktan çok keyif aldığım Arda Turan’a, Ata Bozan’a, Arda’nın değerli dostları Dilara Endican’a, Göktan Cilacı’ya, Burcu Esmersoy’a, Ekrem Okumuş’a, Açalya Samyeli Danoğlu’na, Erman Ademoğlu’na, Arda’nın kardeşi Okan Turan’a, yeğeni Halil Yazıcı’ya, Meksikalı dayısı Nuri Seviş’e, evin İngiliz asilzadesi Sefa Atay’a ve evin ‘abla’sı Nursel Kartal’a teşekkürlerimi, Arda’nın köpekleri Bayram ve Paşa’yaysa kemiklerimi sunarım. (O.Ö.)







Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.