Dünya sahnelerinin hit müzikali The Bodyguard, Türkiye prömiyerinin ardından 20 Eylül'e kadar İstanbul'da sahneleniyor. Veysel Boğatepe müzikali sizler için analiz etti.

THE BODYGUARD FİLMİ İLE MÜZİKALİ’NİN KARŞILAŞTIRMALI ANALİZİ
Senaryosunu Lawrence Kasdan’ın yazdığı, başrollerini Kevin Costner ile Whitney Houston’un paylaştığı “The Bodyguard” adlı 1992 yapımı, romantik dram ve gerilim türünde ki film, 25 milyon dolarlık mütevazı bütçesine karşılık dünya çapında bütçesinin yaklaşık 17 katına çıkarak o dönemin devasa denilebilecek 411 milyon dolarlık gişe başarısı elde etmiştir.

Kevin Costner’in aynı zamanda yapımcılar arasında olduğu filmi başarıya ulaştıran da Dolly Parton’un 1973’te yazdığı “ I Will Always Love You” adlı şarkının Whitney Houston’un yorumuyla bu filmde kullanılmış olmasıdır. Bu şarkı dünya çapında 45 milyondan fazla satarak tüm zamanların en çok satan film müziği unvanını kazanmakla kalmamış Houstun’un müzik tarihine geçmesini de sağlamıştır. Bilboard Hot 100 listesinde 14 hafta boyunca bir numarada kalarak yine kendi döneminin rekorunu kırmış, dünya çapında 24 milyondan fazla satarak bir kadın sanatçı tarafından tarihin en çok satan single unvanını da el de etmiştir. Grammy Ödülleri tarafından yılın prestijli albümü seçilen bu şarkının youtube klibi ise 20. Yüzyılda çekilip 1 milyar izlemeyi geçen ilk ve tek solo video unvanını da el de etmiştir. Dünya çapında büyük başarılarını ödüllerle taçlandıran prodüksiyon, 3 Grammy, 8 AMA, Bilboard, Brit, Oscar Akademi, MTV, Bafta gibi hem film hem de müzik dalında ödüller kazanırken pek çok önemli yarışmalara da aday gösterilmiştir. En önemlisi de, ilk oyunculuk deneyimi olmasına rağmen bu şarkının, Houston’un müzik kariyerinde dönüm noktasını oluşturmasıdır.

Alexander Dinelaris tarafından aynı isimle sahneye uyarlanarak Michael Harrison ile David lan’ın prodüktörlüğünde ilk defa 2012’de Londra’nın ünlü tiyatro bölgesi West End’te ki Adelphi Theatre’de prömiyeri yapılan müzikal, bu tarihten beridir dünyayı dolaşmaktadır. Müzikalin başarısı filme kıyasla adaylıkla sınırlı kalmış olsa da derneklerden pek çok ödül toplamıştır.

Zorlu PSM ile BKM işbirliğinde ilk defa Türkiye’ye gelen müzikalin prömiyeri 11 Eylül Cuma akşamı Zorlu PSM’de yapılmıştı. Olcay Ünal Sert ile birlikte 13 Eylül Pazar günü izlediğimiz müzikal yaklaşık iki saat sürdü.

Bütünsel olarak film senaryosunun özgünlüğünü koruyan ve bu yönüyle de takdir ettiğim müzikalin ne yazık ki olaylar örgüsünde kabul edilemeyecek ciddi mantıksal hatalar olduğunu gözlemledim.

Fotoğraf: Olcay Ünal Sert
Anlatı Kırılması ve Nedensellik Sorunu
Öncelikle müzikalin öykü, karakter, isim sahne vb. bütünsel olarak senaryoya sadık kalarak özgünlüğünü koruduğunu, cast çalışması, karakter seçimini Türkiye’de ki gibi ahbap-çavuş ilişkisiyle kotarmadığını, aksine özgün karakterlere en uygun seçimin yapıldığını söylemeliyim. Ancak popüler müzik repertuarının genişleterek, karakter ilişkilerini derinleştirerek güçlü bir işitsel ve görsel deneyim sunsa da sinematik gerilimi tiyatro diline aktarırken ciddi nedensellik ve kurgu hataların yapılmış olması, müzikalin dramaturji harikası niteliğine ciddi şekilde zarar verdiği, dolayısıyla da anlatı tutarlılığını ticari şov uğruna heba ettiği yönünde ciddi kaygılar oluşturmaktadır. Olaylar örgüsü, dünyaca ünlü Oscar adayı R&B şarkıcısı Rachel Marron’un tehdit içerikli mektup ve telefon almasıyla başlıyor, Rachel’i korumak için tutulan gizli servis ajanı Frank Farmer’in dâhil olmasıyla olaylar gelişiyor.

Frank’ın işine olan saygınlığı ve disiplini, Rachel’in özgürlük sınırlarını daraltması ikili arasında çatışmaya neden olsa da tehditlerin ciddiyetini kavrayan Rachel’in hem kendisi hem de oğlu Fletcher’in güvenliği için Frank’ın tüm isteklerini yerine getirmeyi kabul etmesiyle de öykü genişliyor. Bu kabul ile başlayan yakınlaşma, ikili arasında duygusal ilişkinin kapısını da aralıyor fakat koruma yeteneğinin zayıfladığını fark eden Frank, ilişkiyi bitirme kararı alıyor. Ayrılma kararına öfkelenen, Frank’ın arkadaşı ve meslektaşı Greg Portman ile kısa süreliğine flört ederek onu kıskandırmaya çalışan Rachel, bu tavrıyla kendisine karşı ikinci bir tehdit oluşturduğunu, saldırı sonrasında anlayacaktır.

Film de Rachel’i mektup ve telefon ile tehdit eden iki farklı kişi vardır ve bunların kimler olduğu seyircinin tahmin edeceği şekilde işlenmiştir. Müzikal de ise tehdit detayı sadece mektup üzerinden işlenirken ikinci tehdit unsuru olan Portman ise gizemli hale getirilmiştir. Bu gizem, tehditlerin suikast boyutuna ulaşmasıyla telaşlanan Nicki’nin, kardeşi Rachel’in sahip olduklarını, şöhretini hatta koruması Frank ile aşk ilişkisini kıskandığı için birisini para karşılığında kiraladığını itiraf etmesiyle çözülüyor. Fakat suikast girişiminde bulunan kişiyi tanımamaktadır çünkü o kişi Rachel’in flört ettiği Greg Portman’dan başkası değildir.

Müzikal de Nicki bu itirafından sonra da gece yarısı eve giren maskeli birisi tarafından boğularak ve bıçaklanarak katledilir. Nicki’nin filmde ki öldürülme sahnesi ise göl evinde geçer ve gece yarısı eve girmeye çalışan maskeli kişi ile koruma arasında çıkan çatışma arasında kalarak yaşamını yitirir. Fakat kim tarafından vurulduğu finale kadar belirsizliğini korur, seyirciye anlatılmaz. Her ikisinin final sahnesi olan Oscar ödül töreninde ki gelişmeler bire bir aynıdır. Rachel’e yapılan suikast girişimini kendini siper ederek engelleyen koruma Frank’ın kolundan yaralanması, Portman’nın Frank tarafından vurularak etkisiz hale getirilmesi ve bu olaydan sonra da Frank’ın şov dünyasından çekilme kararı alması olduğu gibi işlenmiştir. Güvenlik nedeniyle bir araya gelen ikilinin, aşk, nefret, dram ve aksiyonla örülü hikâyesi “I Will Always Love You” şarkısı eşliğinde, veda öpücüğü ile son bulur.

Seyircinin zihnini bulandıran detay: Kaçırılma sahnesi
Bir filmin veya hikâyenin sahneye uyarlanmasında elbette ki değişiklikler olacaktır ancak hikâyenin özgünlüğünü bozmak, olaylar örgüsünden kopmak ve daha önemlisi de mantıksal hataları görmezden gelmek kabul edilebilir hatalar değildir. Müzikalde yapılan en büyük mantık hatası da sinematik bir sahnenin tiyatroya zorlandığı kaçırılma sahnesidir. Orijinalinde yani filmde Rachel’in sekiz yaşında ki oğlu Fletcher kaçırılmıyor, göl evinde bombalı bir tekneden koruma tarafından son anda kurtarılıyor. Kaçırılma sahnesinin“kaçırılma, kaybolma” şeklinde değiştirilerek uyarlanması gayet doğal ve mantıklıdır. Çünkü bu sahnesinin yaşandığı göl evi manzarası yani sahne üzerinde akan su, sürat teknesi, patlama efekti yaratmak mümkün değildir. Fakat burada yapmış olduğu mantıksal hata tiyatro da kullanılan “gösterme, söyle” kuralını bile çiğneyen kabul edilemez bir hata ve tembellik örneğidir. Çocuğun uyuduğu odadan kaçırılmasının ardından hiçbir ara açıklama veya kurtarma eylemi gösterilmeden bir sonraki perdede güvenli bir evde belirmesi mantık hatası olduğu gibi nedensellik bağını da kopartmıştır. Oysa bu mantıksal hatanın çözümü fazla emek ve masraf gerektirmeyecek kadar basittir. Şöyle ki; arka planda göl evi dekoru korunurken ön sahnede sisler içinde Frank ile sapık arasında gerilimli bir takip ve kısa bir boğuşma sahnesi planlanabilirdi. Boğuşma sonrasında Frank, sapığı etkisiz hale getirdikten sonra çocuğu kucağına alıp sahneden çıkabilirdi. Bu perdeden sonra arka perde açılırdı ve kusursuz bir geçiş ile çocuk, güvenli evde teyzesi ile birlikte görülürdü. Böylece seyirci “çocuk oraya nasıl geldi, kim kurtardı?” sorusuna yanıt arayarak hikâyeden kopmazdı. Ayrıca müzikalde, ölümcül bir tehlikeden kurtarılan çocukta herhangi bir travma, teyzesi Nicki’de korku ve panik belirtisinin olmaması da mantıksal hatanın devamıdır.

Filmde fazla sahnesi olmayan Nicki karakterinin müzikalde genişletilerek aşk üçgeni yaratılması, koruma Frank Farmer’e komiklik unsurunun eklenmesi, Nicki ile kardeşi Rachel’in düet yapması vb. gibi ayrıntılar eklenerek dinamik temponun devamlılığı sağlansa da müzikalin yönetmeni Jakson’un da ifade ettiği gibi sinematografik sanattan ziyade bir müzik klibi estetiğine daha yakındır. Gerçektende bazen milyon dolarlık dev bütçeli prodüksiyonlar sadece star ile şarkıların popüleritesine güvenerek temel hikâye anlatım kurallarını ıskalayabiliyorlar.

Dolayısıyla müzikalin anlatı yapısını, kurgu boşluklarını, mantıksal hatalarını ve dramatürji tercihlerini dikkate aldığımızda senaryo matematiği ve kurgu tutarlığı açısından sınıfta kaldığını ancak seyirciye sunduğu muazzam vokal performansları, görkemli ışık şovları ve nostalji faktörü ile bu hataları örtmeyi başaran bir yapım olduğunu söyleyebilirim. Orijinali her ne kadar kült filmler arasına girememiş olsa da koruma Mark Farmer’in star Rachel Marron’u kucağında taşıdığı sahnenin, yağmur altında ki veda öpücüğünün, Rachel’in parlak kostümlerinin sinema tarihinin en ikonik görselleri arasında yerini aldığını da hatırlatalım.
VEYSEL BOĞATEPE